Bir buçuk yaşında iki gözünü de kaybeden Kemali Efendi dünya gözüyle görmek nedir bilmeden bütün kayıtlardan, şekillerden, renklerden azade bir sonsuzluğun içinde yol almaya başlar. Bu öyle bir sonsuzluktur ki kapıları sonlu olanlarla değil, hakikate açılır. Bu hakikat, bir rüya peşinde onu tamamlayacak olanı aramakla taçlanır. Rüyasına ulaştığında kavuştuğu mana yüz yıl sonra aynı hakikati arayan Kevser’e yine rüya yoluylaşifa ulaştırır.
Bir buçuk yaşında iki gözünü de kaybeden Kemali Efendi dünya gözüyle görmek nedir bilmeden bütün kayıtlardan, şekillerden, renklerden azade bir sonsuzluğun içinde yol almaya başlar. Bu öyle bir sonsuzluktur ki kapıları sonlu olanlarla değil, hakikate açılır. Bu hakikat, bir rüya peşinde onu tamamlayacak olanı aramakla taçlanır. Rüyasına ulaştığında kavuştuğu mana yüz yıl sonra aynı hakikati arayan Kevser’e yine rüya yoluylaşifa ulaştırır.
Kevser dünyaya açılan iki penceresinden birinin kapanmasıyla ruhuna bakan bir başka çerçeve edinmiştir. İçine baktığı çerçeveleri kıran ve dolaysız, bütünüyle kendini görmesini sağlayacak ikram rüya yoluyla gönderilir. Bir rüya vesilesiyle tanışır Kemali Efendi’yle. Kaçtığı bir sevdadan yorgun, kendini tanımaktan uzakken yüz yıl öncesinden bir şifa hikayesinin ortasına yerleşiverir….
”Derken tüm azameti ile daha evvelce hiç görmediğim yaşlıca bir zar beliriyor. Orta boylu, göğüs hizasının hemen üstünde biten sakalları tamamiyle beyaz, başında siyah küçük bir takke, üzerinde gri çizgili beyaz bir gömlek olan bu zatın yüzüne güçlükle titreyerek bakıyor ve gözlerini arıyorum.
Aman Allah’ım Gözleri… Yumuk yumuk… Cennetten dünyaya yeni düşmüş bir bebeğin gözleri gibi…
Birdenbire var gücüyle beni sarmalıyor, kuşatıyor ve adeta her bir zerremde varlığını hissediyorum. Ateş gibi yakıcı bir şekilde. Öleceğimi sanıyorum. Heybetinden tekrar kafamı kaldırıp yüzüne bakmaya cesaret edemiyorum. Birden bedeni kayboluyor ama onun hala beni kuvvetlice sıktığını hissediyorum. Ne olup bittiğini anlayamadan birlikte kelime-i tevhid söylemeye başlıyoruz